- - - - <<< KEMALİYE DİN HİZMETLERİ >>> - - - Din Hizmetleri




Hizmetlerimiz

1/6/2007 - İBADET EDEN MUTLU OLUR

Kategori: Hutbeler

                                                                                                                                                                                    İBADET EDEN   MUTLU OLUR   

   

bis-mil-la-hir-rah-ma-nir-ra-him

Bakara,2/21

 

Muhterem Müslümanlar!

Alemlerin Rabbi Yüce Allah, akıl, irade ve üstün meziyetlerle donattığı insanları, kendisine muhatap seçmiş ve onlara, Kur’an-ı Kerim’de şöyle lütufkâr bir davette bulunmuştur, “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Böylece Allah’ın azabından kendinizi kurtarmış olursunuz. O Allah ki yeri sizin için bir döşek, göğü bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size rızık olsun diye yerden çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunları bile bile Allah’a ortaklar koşmayın”[1].

Bizi, insanlık mertebesiyle taltif eden Yüce Rabbimiz, bizlere sayısız nimetler ikram etmekte, buna karşılık da, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamamızı ve kendisine ihlasla ibadet etmemizi istemektedir. Çünkü iman ve ibadet, ruha ferahlık, kalbe huzûr verir. İnsanî yetenekleri geliştirir. Aşırı duygu ve meyilleri sınırlandırır. Güzel arzuların gelişmesini ve gerçekleştirilmesini teşvik eder. Fikir dünyasını, intizam altına alır ve zenginleştirir. İnsanın iç ve dış dünyasını beşeri kirlerden arındırır. Onu, ulaşabileceği olgunluğa götürür. Özetle ibadet, kulu ile Rabbi arasında büyük bir manevi yakınlık meydana getirir. Kur’an-ı Kerim’de, “Bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl”[2] buyurulmaktadır.

Allah’ı anma vesilesi olan ibadetlerimiz, kalplerimize Allah sevgisini ve saygısını yerleştirir. Bizleri her türlü fenalıktan uzaklaştırır ve ahlakî güzelliğe ulaştırır. Ruhlarımızı, çeşitli sıkıntı ve üzüntülerin yıpratıcı stresinden korur. Çünkü gönüller, ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur. Kur’an-ı Kerim, bu gerçeği, “Onlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ı anmakla huzura erenlerdir. Biliniz ki kalpler, ancak Allah’ı anmakla huzur bulur”[3] şeklinde açıklar.

Aziz Mü’minler!

İbadet, Allah’a gönülden yönelme ve O’na itaat etme demektir. Allah’ın eşsiz büyüklüğü karşısında insanın kendi aczini ve ihtiyacını anlayarak O’na arz etmek ve yardım dilemektir. O’ndan başka Yaratan, hayat veren, rızık gönderen, dertlere şifa ihsan eden olmadığını bilmektir. İbadet, sadece Allah’a ve O’nun rızası için yapılır. Bu gerçek, gönderilen bütün peygamberlere bildirilmiş ve Kur’an-ı Kerim’de, şöyle açıklanmıştır: “Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, O’na, ‘Benden başka ilah yoktur; şu halde bana kulluk edin.’ diye vahyetmiş olmayalım”.[4]

O halde, Allah’a ibadet etmemek ve O’nu anmamak, ruhun ve gönlün bunalıma ve strese girmesi demektir. Bu durum, Kur’an’ı Kerim’de şöyle açıklanmaktadır: “Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz”[5].

Muhterem Cemaat!

İbadetler, ruhların gıdası, gönüllerin sefası, mânevî boşlukların tatmini ve çeşitli ruhî bunalımların ilacıdır. Yüce Allah’ın bize ihsan ettiği sayısız nimetlerin şükrüdür. İlâhî huzura kulluğun arzıdır. En samimi duygularla O’na yalvarıp yakarmanın fiili bir ifadesidir. Müminlerin, âhiret hayatı için inanç ve gönül birliğiyle oluşturdukları bir mânevî hazinedir. Ne mutlu, ibadetlerini yerinde ve zamanında ihlasla yapanlara!

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bakara, 2/21,22.

[2] Tâhâ, 20/14.

[3] Ra’d, 13/28.

[4] Enbiya, 21/25.

[5] Tâhâ, 20/124.

                                                                             07.06.2002 - DİB
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

15/3/2007 - Haftanın Hutbesi

Kategori: Hutbeler

  

bis-mil-la-hir-rah-ma-nir-ra-him

Bakara,2/154

 

Muhterem Müslümanlar,

Aziz milletimiz, tarihinin hiçbir döneminde bağımsızlık ve özgürlüğünden taviz vermemiştir.18 Mart 1915’te tek vücut haline gelmiş bir milletin, bağımsızlığını, onurunu, vatanını ve bayrağını korumak için neler yapabileceğini bütün dünyaya göstermiş ve tarihe unutulmayacak bir destan yazmıştır.

Tarihin kaydettiği en büyük savaşlardan biri de Çanakkale Savaşı’dır. Çehreleri, renkleri, dilleri ve ırkları değişik, çeşitli mil­letlerden oluşan, insan selini andıran ordular, milletimizin üs­tüne yürümüş, mehmetçiğin göğsüne bomba ve mermi yağdırmıştır. Gök­ler ölüm indirmiş, yerler ölü püskürmüştür. Kahraman ecdadımız, bu öldürücü silâhların tehdidine karşı iman do­lu göğsünü siper etmiş, bir gül bahçesine girercesine vatan uğruna şehid olmayı şeref bilmiştir. Düşmanın gülle­leri, mermileri, arslan neferlerimizin göğsünde sönmüş, Çanak­kale Boğazı düşmanlarımıza mezar olmuştur.

Muhterem Mü’minler,

Çanakkale’de kazanılan zafer, savaşın  ve tarihin akışını değiştirmiştir. Çanakkale'de,  donanım ve maddi imkan bakımından kendisinden güçlü ordulara karşı, inanılmaz bir direniş gösterilmiş, üstün cesaret ve özveriyle, “Çanakkale geçilmez”  dedirten, eşine az rastlanır, anlamlı bir kahramanlık destanı  yazılmıştır.İman, vatan sevgisi, dayanışma, birlik ve beraberlik duyguları, zamanın en güçlü ve donanımlı ordularına karşı koymada en önemli faktörler olmuştur.Bugün de milletçe, aynı ruh ve inanca, aynı birlik, beraberlik ve dayanışmaya ihtiyacımız vardır. Çanakkale’de şahlanan ruh, milletimizin mayasını oluşturan ruhtur.Bu ruh, dinin, vatanın, namusun, bayrağın, kısaca bizi biz yapan değerlerin en zor şartlarda bile feda edilemeyeceğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu ruhu yaşattığımız müddetçe ulaşamayacağımız hiçbir hedef, başaramayacağımız hiçbir iş, üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir sorun, çözemeyeceğimiz hiçbir problem kalmayacaktır.

Muhterem Müslümanlar,

Kanının rengini bayrağımıza vermiş, aziz canını vatanımız uğruna feda etmiş  olan şehitlerimiz; bu yüce değerlerimizin korunmasını, savunulmasını  ve ilelebet yaşatılmasını bizlere emanet etmişlerdir.Bu itibarla onları gönüllerimizde yaşatarak,  emanetlerine ne pahasına olursa olsun sadık kalmalıyız.

Milletimizin bitmez tükenmez gücüne, en güzel örnek olarak tarihimizde parlayan Çanakkale Zaferi'nin, özellikle genç nesillere iyi anlatılması, ecdadımıza borcumuz olduğu gibi, geleceğimiz açısından da son derece önemlidir.Milletçe bu onurlu mirası aynı inanç ve duyarlılıkla yarınlara taşımak en büyük görevimizdir.

Değerli Mü’minler,

Bu kutlu zaferin yıl dönümünde “Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.” ayetiyle Yüce Allah’ın iltifatına mazhar olan aziz şehitlerimize fatihalar gönderelim. Şanlı tarihimizi ve Çanakkale’yi unutmayalım. Bugün üzerinde yaşadığımız bu cennet vatanın, milletimizin, devletimizin, bayrağımızın varlığını, istiklâl ve hürriyetimizi; milletçe namus ve şerefimizle yaşıyor olmamızı, doğusundan batısına ülkemizin hemen her bölgesinden gelerek, Çanakkale’de canlarını feda eden şehitlerimize borçlu olduğumuzu unutmayalım. Cepheye mermi taşırken yolda donarak şehit olan Şerife Bacıları... Hayatının baharında cepheye koşan delikanlıları...Yavrusunu vatana kurban olsun diye kınalayıp cepheye gönderen anaları unutmayalım...

Bu vesile ile başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere, Çanakkale Savaşına katılan bütün şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle yadederek, Çanakkale'de göğsünü düşmana siper eden Mehmetçiğin destanını yazan milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un dizeleriyle hutbeme son veriyorum:

"Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

Gökten ecdât inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor TEVHİD'i...

BEDR'in arslanları ancak bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

"Gömelim gel seni tarihe" desem sığmazsın

Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber,

Sana âğuşunu açmış duruyor PEYGAMBER."


Yunus AKKAYA
    Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

 Hutbeyi Görüntülü izlemek için Burayı Tıklayınız

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

18/2/2007 - ÂLEMLER İÇİN RAHMET OLAN GÜZEL PEYGAMBERİMİZ!

Kategori: Hutbeler

07.04.2006 - ÂLEMLER İÇİN RAHMET OLAN GÜZEL PEYGAMBERİMİZ!

bis-mil-la-hir-rah-ma-nir-ra-him

Enbiya,107

 

Değerli Müminler

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) henüz dünyaya gelmeden önce, insanlar değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmışlardı. Küfür ve şirk gönülleri karartmış, haksızlık hayatın bütün alanlarını kuşatmıştı. Sosyal hayat bozulmuş, ahlâkî değerler yozlaştırılmıştı. Akrabalık bağları koparılıyor, komşuluk hukuku ihlâl ediliyordu. Kadınlara insanî muâmele yapılmıyor, zâlimler mazlumları eziyor, emeğin hakkı verilmiyordu.  

Muhterem Kardeşlerim!

İşte Sevgili Peygamberimiz, karanlığın böylesine yoğun olduğu bir dönemde dünyayı şereflendiriyordu. Sapıklık, putperestlik ve hurafelerle kararan gönülleri, Kur’ân’ın nûruyla aydınlatıyor; insanlığı yalnızca, Allah'a kulluk etmeye çağırıyordu. Bu çağrıya kulak verenlere, sözün doğrusunu söylemeyi, emanete riâyet etmeyi, akrabalık bağlarını korumayı, komşularla iyi geçinmeyi ve kan dökmekten sakınmayı öğütlüyordu. Zina yapmaktan, yalan söylemekten, yetim malı yemekten, haksız kazanç sağlamaktan, namuslu insanlara iftira etmekten uzak durmayı emrediyor; insanları namaz kılmaya, oruç tutmaya, zekât vermeye, iyilik yapmaya, bireysel ve toplumsal sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyordu. Çünkü O, Yüce Kur’ân’ın ifadesiyle “alemlere rahmet olarak gönderilmiş”ti.(1) Bir hadislerinde; “Ben bir rahmet ve hidayet rehberiyim” (2) buyurmuş; müşriklere bedduâ etmesini teklif edenlere,“Ben lânet eden değil, âlemlere rahmet olarak gönderildim” diye cevap vermiştir.  

Çocuklara şefkat ve merhamet gösterilmesini istemiş; çocukları öperken birisinin; Ya Rasûlallâh, ‘Siz çocukları öper misiniz? Ben çocukları hiç öpmem’ demesi üzerine; “Allah senin kalbinden şefkat ve merhameti çıkardıysa ben ne yapayım!” (3) diye bu kişiyi uyarmıştır. Bir savaş esnasında bir kaç çocuğun çarpışan iki taraf arasında kalıp öldüğünü görünce, bundan büyük üzüntü duymuş; “Ey Allah'ın Rasûlü, neden bu kadar üzülüyorsunuz, bunlar müşrik çocuklarıdır” diyenlere şu ibretli cevabı vermişlerdir; “Bunlar müşrik çocukları da olsa masumdurlar…Dikkat edin, çocuk öldürmeyin! Her insan tertemiz fıtrat üzere yaratılmıştır…” (4) Aynı şekilde ana-babaya, kadınlara, yaşlılara şefkat gösterilmesini ve iyi davranılmasını emretmiş; kişinin mü’min kardeşine tebessümde bulunmasının bile sadaka olduğunu belirtmişlerdir. Şüphesiz bütün bunlar o Yüce Peygamber’in âlemlere rahmet olarak gönderildiğini göstermektedir.

Saygıdeğer Müminler!

Sevgili Peygamberimiz’in “âlemlere rahmet oluşu” yalnızca insanlarla sınırlı kalmayıp, bütün canlıları kuşatmıştır. Bir hadislerinde; “Allah, merhametli olanlara rahmetiyle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsinler...” (5)  buyurarak bütün varlıklara şefkatle muamele edilmesini istemişlerdir. Diğer bir hadislerinde de; “Haksız yere bir serçeyi bile öldürenden Yüce Allah kıyamet gününde hesap soracaktır” (6) buyurmuşlardır. Bir defasında açlıktan karnı sırtına yapışmış, yorgun ve bitkin duruma düşürülmüş bir deve görünce; “Konuşamayan bu hayvanlar hakkında Allah’tan korkun” (7)   buyurarak deve sahiplerini ikaz etmiştir. Yine kedisini aç bırakarak işkence eden bir kadının ilahi cezaya uğrayacağını bildirmiş, köpeğe yaptığı iyilik yüzünden de bir kişinin cennete gireceğini haber vermişlerdir. (8)

O halde Aziz Kardeşlerim, geliniz, bizler de Sevgili Peygamberimiz gibi; ailemiz, çocuklarımız, komşularımız, akrabalarımız, kısaca tüm insan ve canlılar için rahmet vesilesi olalım. Elimizle, dilimizle, iş ve icraatlarımızla çevremize faydalı olup, güven, huzur ve mutluluk verelim.

Sözlerimi, hutbemizin başında okuduğum âyet-i kerimenin meâliyle bitiriyorum:

    “(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”

                                     Dr. Muhlis AKAR

                                   Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

_____________________

1- Enbiya 107

2- Dârimî, Sünen, “Mukaddime”, 3.

3- Buhâri, Edep, 18.

4- Müsned, Ahmed İbn Hanbel, III/ 435.

5- Tirmizi, Birr 16; Ebû Dâvud, Edeb 58.

6- Nesâi, Dahâyâ, 42.

7- Ebu Davud, Cihad, 44.

8- Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 16; Şirb, 9,Edeb, 27; Müslim, Enbiya, 54; Müslim, Selam, 153.

 

 

 

 Hutbeyi Görüntülü izlemek için Burayı Tıklayınız

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Her Müslüman Dininin Görevlisidir

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

BLOGCUDAN

internetokyanusu
kemaliye
egin














Image Hosted by ImageShack.us

-


Kabeden Canlı Yayın $headerinclude




$header